İslamcılık: Batı’nın Gölgesinde Doğan Bir İdeolojinin Anatomisi

Müslüman ile İslamcı aynı şey midir? Bu soruyu sormak bile bazı çevrelerde rahatsızlık yaratır. Oysa bu ayrımı net biçimde koymadan siyasal İslam’ı anlamak; ne mümkündür ne de dürüsttür. Zira İslamcılık, İslam’ın kendisi değildir.

O, belirli bir tarihin, belirli bir coğrafyanın ve belirli bir güç dengesizliğinin ürünüdür. Bunu anlamadan İslamcılığı ne doğru eleştirebilir ne de doğru savunabilirsiniz.

Tamamına yakını Müslüman halklardan oluşan Ortadoğu’da bu iki kavram arasındaki fark, yüzeysel bir terminoloji meselesi değildir. İslamcılık kelimesinin modern dönemle ilgili olduğunu ve günümüzdeki siyasal İslam hareketlerini tanımlamak üzere geliştirildiğini öncelikle teslim etmek gerekir.

Bu isimlendirme, siyasal amaçlar peşinde koşan Müslümanlar ile sıradan Müslümanlar arasındaki ayrımı belirtmek noktasında işlevsel bir kavramdır.

İslamcılık tabiriyle kastedilen temel anlam, bu siyasal mücadele özelliğidir. Yani camiden değil, siyasi hesaptan; ibadetten değil, iktidar arayışından doğan bir harekettir söz konusu olan.

Bir Tepkinin Doğuşu: Batı Karşısında Yaşanan Travma

İslamcılık akımı ve söylemi, İslam’ın bizzat kendisi ile ilgili bir arayıştan çok, son 200 yılda Batı ile yaşanan dengesiz rekabet koşullarında ortaya çıkmış, siyaset öncelikli bir anlayışı temsil eder.

Batı için daha zengin ve güçlü bir dönemi müjdeleyen modernleşme çağı, Müslümanların coğrafyası açısından büyük ölçüde askeri mağlubiyetler ve iç sorunları tetiklemiştir.

Napolyon’un 1798’de Mısır’ı işgali, Cezayir’in Fransızlar tarafından sömürgeleştirilmesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun adım adım çözülmesi… Tüm bu kırılmalar, Müslüman aydınlar üzerinde derin bir soru işareti bıraktı: Neden geri kaldık?

Bu sorunun cevabını salt dini bir perspektiften arayanlar, geleneksel İslam anlayışına döndüler. Ama İslamcılar farklı bir yol seçti.

Onlara göre sorun İslam’ın kendisinde değil, İslam’ın yanlış uygulanmasındaydı; düzeltilmek istenen şey esas itibarıyla devletin gücü ve yeniden eski zafer dolu görkemli günlerine döndürülmesiydi. Bu nedenle İslamcılık, özünde bir inanç yenilenmesi değil, bir siyasi yeniden yapılanma projesiydi.

Bunu yaparken İslamcı düşüncenin temel hedefi, gelenek ile moderniteyi bir şekilde uzlaştırmaktı. Geleneğin vazgeçilmez unsurları ve inanç ile ilgili bölümleri korunmaya çalışılırken, modernizmin getirmiş olduğu yeni koşullar da bir şekilde bunlarla birleştirilmeye çalışıldı.

Nihayetinde gelenek, Batı ve modernizm üçlüsünden alınan ödünç ilkeler bir potada eritilerek İslami bir aktivizm oluşturuldu. Şura, adalet, azınlık, özgürlük gibi kavramlar İslami olandan daha ziyade, İslamcıların yeniden ürettikleri anlamlarıyla ve özellikle de Batı’yla uyumlu manalarıyla tedavüle sokuldu.

Batı’nın birçok fikri ya İslamcılaştırıldı ya da aslında İslam’ın kendisinde var olan değerler olarak lanse edildi.

Bu modernist karakter, İslamcılığı önceki asırlarda ortaya çıkmış diğer ıslahatçı girişimlerden ayıran en temel özelliklerden biridir. 19. yüzyıl boyunca gelişme (terakki) fikrine aşırı vurgu yapan İslamcılık, önceki dönemlerdeki var olanı koruma amaçlı hareketlerden farklı olarak ilerlemeci ve değişimci bir anlayış olarak belirdi.

İslamcılık: Batı’nın Gölgesinde Doğan Bir İdeolojinin Anatomisi
İslamcılık: Batı’nın Gölgesinde Doğan Bir İdeolojinin Anatomisi

Üç Nesil, Üç Farklı Yüz

Tarihi süreç göz önüne alındığında İslamcı hareketlerin üç dönemsel karakteri olduğu görülür.

Birinci nesil: 19. yüzyılın ilk yarısında şekillendi. Temel kaygıları Batı karşısında İslam’ın üstünlüğünü ispatlama ve gerçekleştirme şeklinde gelişti. Bunlara göre Batı’da var olan ve olumlanan değerler aslında asırlar öncesinden itibaren İslam’ın kendisinde zaten var olan değerlerdi.

Bu neslin öncüleri arasında Cemalettin Afgani (1838-1897) ve öğrencisi Muhammed Abduh (1845-1905) öne çıkar. 1880’li yıllarda Afgani’nin çıkardığı Urvetü’l-Vuska dergisi çerçevesinde fikirlerini yayan bu ikili, dergiyi 18 sayı çıkardıktan sonra İngiltere’nin baskısıyla kapatmak zorunda kaldı; ama kurmuş oldukları iletişim ağı sayesinde Avrupa’dan İstanbul’a, Mısır’dan Hindistan’a kadar birçok bölgeye fikirlerini ulaştırdılar.

Derginin mesajı netti: İçtihat kapısının yeniden açılması, hurafelerden arındırılmış Kur’an temelli bir iç yapı kurulması ve sömürgeciliğe karşı mücadele.

İkinci nesil: 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ilk yarısında yetişti. Bu nesil, siyasi mesajlara ve siyasal örgütlenmeye ağırlık verdi. Yeni oluşmaya başlayan yerli seküler kültüre ve yabancı işgaline karşı mücadeleyi öne çıkaran söylemlere sahip olan bu dönemin en çarpıcı ismi Hasan el-Benna’dır.

Benna’nın 1928’de kurduğu Müslüman Kardeşler hareketi, 10 yıl gibi kısa sürede tüm Mısır’daki siyaseti etkileyecek bir seviyeye ulaştı. İlk örgütsel yapılar da bu dönemde ortaya çıktı.

Üçüncü nesil: 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren sahneye çıktı. Bu nesilde yeniden İslami diriliş ağırlıklı bir mücadele söylemi öne çıktı. Siyasal mücadele ile birlikte öze dönüş de hedeflenirken, sivil mücadelenin yanı sıra kimi silahlı örgütler de ortaya çıktı.

Seyyid Kutup’un hapishane koşullarında kaleme aldığı Yoldaki İşaretler, bu neslin manifestosu oldu ve 1970’lerden sonra ortaya çıkacak bütün hareketlerin başucu kitabı haline geldi.

Türkiye: Osmanlı’dan Günümüze Kesintisiz Bir Çizgi

İslamcılık düşüncesinin doğum yeri, dönemin ilim ve fikir merkezi durumundaki İstanbul’dur. Batılı araştırmacılar her ne kadar Afgani ve Abduh’u öne çıkaran Mısır merkezli bir eğilimde olsalar da, bu iki düşünürden önce Tanzimat düşünürlerinin bazılarındaki İslamcılık fikirleri modern döneme ilişkin ilk arayışlar olarak nitelendirilebilir.

İmparatorluğun şahsında aslında tüm İslam dünyasının sorunlarına çözüm arayan Osmanlı aydınlarının önemli bölümü, İslamcı çözümler üretmiştir.

Namık Kemal (1840-1888) ve Ziya Paşa (1825-1880) gibi isimler devlet eliyle yürütülen modernleşme sürecinde yaşanacak bir kimlik kaybına karşı İslam’ı en önemli güvence olarak görmüş ve savunmuştur.

Siyasal çözüm olarak parçalayıcı ırk kavramı yerine bütünleyici İslam milleti fikrini üreten bu aydınlar, bilim konusundaki tartışmalarda da Batı’ya meydan okumuşlardır.

Mehmet Akif Ersoy (1873-1936) ise dönemin İslamcı düşüncelerini edebi biçimde ifade eden en güçlü sözcülerin başında gelmektedir. Afgani ve Abduh’a büyük hayranlık duyan Akif, Sırat-ı Müstakim ve Sebilü’r-Reşad’daki yazılarında İslam birliğinin hararetli savunucusu olmuştur. Cumhuriyet’in kuruluşunu destekleyen Akif, yeni kurulan rejime de muhalefet ederek Mısır’a yerleşmiştir.

Cumhuriyet döneminin ilk çeyrek asrında fetret devri yaşayan İslamcı düşünce, 1950’lerin sonundaki tercüme hareketlerine kadar yeni bir söylem üretemedi. Ancak bu süreçte Süleyman Hilmi Tunahan gibi bazı gelenekçilerin çalışmaları sürdü. Necip Fazıl Kısakürek ise 1943’te çıkardığı Büyük Doğu dergisiyle İslami söylemi yeniden canlandırdı.

1950’den itibaren Adnan Menderes’in iktidar yılları, İslamcı düşünürler açısından olumlu bir dönem oldu. Türkçe okunmak zorunda bırakılan ezanın yeniden aslına döndürülmesi ve İslami literatüre yeni eserlerin kazandırılması bu dönemde gerçekleşti.

1958 yılından itibaren ise Müslüman Kardeşler hareketi başta olmak üzere modern dönem İslam düşüncesine dair Arapça eserlerin çevirisi başladı.

1960 sonrasında Sezai Karakoç’un Diriliş Dergisi, Cemil Meriç, Fethi Gemuhluoğlu, Nuri Pakdil gibi isimlerin etrafında şekillenen entelektüel çevreler, yeni bir İslamcı kuşağın filizlenmesini sağladı. 1970’lerde ise bu çizgideki genç nesil İslamcı aydınlardan biri olan Necmettin Erbakan’ın öncülük ettiği Milli Görüş hareketi, 1970 yılında Milli Nizam Partisi ismiyle başladığı uzun siyasi hayatı boyunca, gerek düşünsel anlamda gerekse örgütlenme anlamında modern dönem Türkiye’sinde İslamcılığın en önemli temsilcisi olmuştur.

1980 askeri darbesinden sonra ülkedeki siyasi dinamiklerin köklü dönüşümü İslamcılar açısından da yeni bir dönemi başlattı. Turgut Özal’ın seçilmesi, İslami duyarlılığın artmasıyla birlikte yeni yayınlar, fikir insanları ve hareketlerin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Bu dönemde İskenderpaşa cemaatinin İslam, Milli Görüş hareketinin Milli Gazetesi gibi onlarca yeni yayın ortaya çıktı.

Mısır: Hareketin Kalbi

Mısır, İslamcılığın en önemli laboratuvarıdır. 1882’den itibaren İngilizlerin denetimine giren bu ülke, aynı zamanda Hasan el-Benna gibi İslamcı seslerin doğuşuna da katkıda bulunan ilk ve en önemli ülkedir.

Benna, sonradan Afgani-Abduh-Reşit Rıza çizgisi olarak isimlendirilecek olan düşünsel akımın son ve en profesyonel halkasını oluşturmuştur.

Benna’yı kendi döneminin diğer İslamcı düşünürlerinden ayıran temel farklardan biri, bireysel ıslaha dayalı maneviyatçılığı siyasi söylemle mezcedip yoğun bir Batı eleştirisi ve yaşam tarzı haline getirmesidir.

İslam toplumlarının maruz kaldığı başlıca hastalıkların ilki dış işgallere dayalı siyasi sorunlar ve ülke içinde partizanlığın yol açtığı ihtilaflar olduğunu savunan Benna, Batılı şirketlerin ülke servetini sömürmesini ve faiz gibi iki hastalığın ülkenin kanını emerken, Batı taklitçiliği ve laikliğin Müslüman toplumları yıkıma sürüklediğini ileri sürdü.

Benna’nın 1936’da tüm Mısır’da iki milyondan fazla takipçisi olan İhvan’ın ilkelerini elli maddelik bir deklarasyon ile duyurması, hareketin siyasal olgunluğunu gösteriyordu.

Yaşam biçimi olarak İslam temel sloganı ile eğitimi ön plana alan bir strateji uygulayan Benna, 1949’da suikastla hayatını kaybetti. Ölümü İhvan içinde derin bir ideolojik boşluk yarattı.

Bu boşluğu doldurmaya en çok yaklaşan isim Seyyid Kutup oldu. 1954’te tutuklanan Kutup, hapishane koşullarında oluşturduğu yazılarıyla Benna’dan farklı olarak, Mısır halkına İngilizler dışında da mücadele edilecek bir düşman gösterdi:

Mısır rejiminin kendisi. Kutup’un Cahiliye toplumu ve İslam toplumu ayrımı, sonraki kuşaklara yapmaları gereken öncelikli mücadelenin sınırlarını belirledi. Onun 1966’daki idamı, geleneksel liderlikle yollarını ayırmış yeni grupların 1968’den itibaren ortaya çıkmasını tetikledi.

1970’lerin baskıcı ortamında İhvan içinde dört farklı eğilim şekillendi: Grup içi muhalifler, yöntem olarak ayrılan İslamcılar, uzletçi/tekfirci gruplar ve eylemci/savaşçı gruplar. Bu dört kol, Mısır İslamcılığını hem zenginleştirdi hem de parçaladı.

2011’de başlayan Arap Baharı sürecinde demokratik seçimlerle iktidara gelen İhvan adayı Muhammed Mursi, bir yıl sonra askeri darbe ile devrildi. Binlerce İhvan üyesi ya katledildi ya da hapse atıldı. Mısır İslamcılığı açısından bu, tarihinin en ağır bedellerinden birini ödemek anlamına geliyordu.

Filistin: İşgalin Gölgesinde Şekillenen İslamcılık

Filistin toprakları, modern İslamcılık düşüncesine ve birçok siyasi gruba ilham vermiş olmakla birlikte, kendi içinde en ağırlıklı akımı yine Müslüman Kardeşler oluşturmuştur. Ancak dönemin zorlu koşulları ve Arap milliyetçiliği ile sosyalizmin popülerliği eklendiğinde, Filistin topraklarında İhvan’ın yeniden güç kazanması 30 yıldan fazla bir süre aldı.

1917 yılından itibaren İngiliz işgali ve aynı dönemde hızla yürütülen Siyonist yerleşim, Filistin bölgesinde başından itibaren şiddetin baskın olduğu bir muhalefet biçimini teşvik etti. 1948’de İsrail’in kurulması ve Filistin halkının neredeyse yüzde altmışının yaşadıkları yeri terk etmek zorunda bırakılması beşeri sermaye olarak bölge halkını oldukça zayıflattı.

1980’li yılların değişen bölgesel koşullarında İhvan geleneğine bağlı Filistin İslami Direniş Hareketi (Hamas) ve İran devriminden etkilenmiş olan İslami Cihad yükselişe geçti.

1987’de doğrudan İsrail işgalinde bulunan Gazze’de bir Yahudi’ye ait kamyonetin Filistinli işçileri taşıyan bir araca çarpması sonucu dört Filistinlinin ölümü, İntifada adıyla bilinen büyük ayaklanmayı başlattı. Hamas bu süreçte öne çıkarken, İsrail ürünleri boykot edildi, duvarlara işgal karşıtı yazılar yazıldı ve yollara barikatlar kuruldu.

1993’te imzalanan Oslo Anlaşması’yla verilen sözlere rağmen 2000 yılına gelindiğinde ne bir Filistin devleti ne de tam bir barış ortamı bulunuyordu. 2006 seçimleri Hamas’ı iktidara getirdi; ancak bir yıl sonra el-Fetih ile iç savaş yaşandı. Hamas’ın siyasi evrimi, silahlı İslami bir grubun kendini dönüştürme çabası bakımından modern dönem İslamcıların tarihinde nadir örneklerden birini sunmaktadır.

Suriye, Ürdün, Tunus: Farklı Coğrafyalar, Farklı Kaderler

Suriye’de İslamcılık, 1930’larda Hama kentindeki bazı aydın ve tüccarların öncülüğünde kurulan Suriye Müslüman Kardeşler Hareketi ile örgütlü bir zemine kavuştu. Ancak Baas rejiminin baskısı altında hareket ciddi kırılmalar yaşadı. 1982 yılında Hama’da yaklaşık 25.000 kişinin hayatını kaybettiği katliam, Suriye İslamcılığının en kanlı sayfasını oluşturdu.

Arap Baharı sürecinde yeniden güçlenen İhvan, savaş ortamında bölünmüş ve dönüşmüş çok sayıda İslami grupla birlikte Suriye coğrafyasında varlığını sürdürmeye devam etti.

Ürdün’deki İslami hareket ise bölgedeki diğer ülkelere kıyasla genel olarak devrimci değil reformist, militan değil demokratik bir çizgide kaldı. Haşimi rejimi, Müslüman Kardeşler’i ülkedeki ve bölgedeki Komünist, Arap milliyetçisi, Vehhabî ve Filistin milliyetçisi hareketlere karşı bir denge unsuru olarak gördü.

Bu ilişki, İslamcı hareketin hem varlığını sürdürmesine hem de büyük ölçüde ılımlı kalmasına zemin hazırladı.

Tunus’ta ise sahne bambaşkaydı. 1970’li yıllarda Raşid Gannuşi’nin üniversite gençliği arasında başlattığı çalışmalar güçlü bir toplumsal hareket haline geldi. Nahda hareketinin genel karakteri, İslami hedeflere barışçıl yöntemlerle ulaşmak olarak özetlenebilir.

2010 yılı sonunda başlayan Arap Baharı’nın Tunus’ta başlaması, bu küçük ülkeyi tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika siyasetinin tam merkezine oturttu. Seçimleri kazanan Nahda, tek başına iktidar olmaktan vazgeçerek koalisyon ortaklığını tercih etti ve böylece ülkede bir iç savaşı önledi. İktidarda İslamcı bir tecrübenin yaşanması bakımından Arap ülkeleri için iyi bir örnek sergiledi.

İran: Devrimi Gerçekleştiren Şii İslamcılık

İran, İslamcılığın en radikal ve kurumsal biçimde hayata geçirildiği tek örnektir. 1979 İslam devrimi, tüm dünyayı sarsmış ve modern dönem İslamcı hareketler açısından büyük bir laboratuvar işlevi görmüştür.

İran’da modern dönem İslamcı muhalefetin ortaya çıkışında 1925 yılından sonra iktidara gelen Rıza Pehlevi’nin radikal Batılılaşma hamlesi önemli bir dönüm noktasıdır. Başörtüsü ile ilgili yasaklar, ibadetlere getirilen bazı kısıtlamalar ve ulemanın mevkiinin ciddi şekilde sarsılması, dini muhalefetin ilk tohumlarını attı.

Bu dönemde iki farklı İslamcı eğilim ortaya çıktı: Kum kentini merkez alan geleneksel ulemanın tepkiselliğine dayalı anlayış ve Tahran’da üniversite çevresinde şekillenen daha liberal görüşlerdeki aydınların reformcu İslami anlayışı.

Humeyni’nin 20 yıl boyunca siyasi muhalefetin liderliğini üstlenmesi, ülkeyi İslamcı bir devrime götüren süreçte diğer düşünürler de önemli roller oynadı. Ali Şeriati, İslam’ı siyasal bir alternatif olarak İran gençliğine ilham veren önemli bir figür oldu. Mehdi Bazargan ve Mahmut Telegani gibi isimler ise milliyetçi bağımsızlık yanlısı siyasete destek verirken İslami mesajları ile ülkedeki bilinç oluşumuna katkıda bulundu.

1 Nisan 1979’da İran İslam Cumhuriyeti ilan edildi. Devrim sonrası dönemde iki trend ortaya çıktı: Muhafazakarlar ve reformcular. Bu iç gerilim, Haşimi Rafsancani, Muhammet Hatemi ve nihayetinde Mahmud Ahmedinejad dönemlerinde farklı biçimler aldı.

Bugün İran’ın içinde bulunduğu koşullar, bir yanda içeride devrimi pekiştirme, öte yanda dışarıda devrimci bir dış politika uygulama sarkacı arasında gergin bir süreci ifade etmektedir.

Meşruiyet Krizi: İslamcılığın Bugünkü Çıkmazı

Tüm bu tarihsel yolculuğun sonunda bugün neredeyiz?

Birçok araştırmacının ittifak ettiği üzere İslamcılık, Batılı etkinin İslam dünyasına girişiyle birlikte karşı bir cevap üretmeye çalışan ve bunu yaparken İslam’dan esinlenen düşünce ekolünün genel adıdır. Bu anlamda İslamcılık, büyük İslam dairesi içinde bir yere sahip olsa da bütünü değildir. Sadece bir İslam yorumudur.

Modernist karakteri nedeniyle tarihte yaşanmış olan geleneksel İslami anlayışı büyük bir tenkide tabi tutarak halk Müslümanlığı denilen anlayışı ağır biçimde eleştiren İslamcılığın tezi, bugün kötü durumda olmamızın nedeni İslam’ın yanlış anlaşılıp tam anlamıyla yaşanmamasıdır.

Bugün İslamcı akımlar, Ortadoğu’daki krizler nedeniyle büyük bir meşruiyet krizi içine girmiş görünse de savaş sonrası yeniden inşa sürecinde söyleyecekleri sözler mutlaka olacaktır.

Bu yönüyle İslamcıların çözüm bulması gereken temel sorun, dış düşman değil, daha çok içeriden yaşanan tehditlerin çözümlenmesi olacaktır.

Ortadoğu’nun iç savaşlarındaki kontrolsüz şiddetin yol açtığı görüntüler, bütün İslamcı akımları zan altında bırakan bir sonuç yaratmıştır. Bugüne kadar Batı’ya karşı moral üstünlüğü elinde bulundurarak fikir ve eylem üreten İslamcı aydınlar, bundan sonra alternatiflerini ortaya koymada oldukça zorlanacaktır.

Ancak Batı’nın bizzat kendisinin geçmişte yaptıkları ile henüz hesaplaşmamış iken, bugün yeniden yükselen İslam karşıtı düşmanca söyleme sarılıp Müslüman toplumları yargılamaya kalkışması, bu konuda Müslüman aydınların elini hâlâ güçlü kılmaktadır.

Sonuç: Yanlış Sorudan Doğru Cevap Çıkmaz

İslamcılığı anlamak için önce şunu kabul etmek gerekir: Bu, homojen bir hareket değildir. Aynı çatı altında birbirine zıt fikirleri savunan gruplar, kimi sandığa giderek kimi silah kuşanarak, kimi toplumu dönüştürmeyi kimi de iktidara el koymayı hedefleyerek var oldu.

Mısır’daki Müslüman Kardeşler ile Suriye’deki silahlı grupları aynı torbaya koymak, Tunus’taki Nahda ile el-Kaide’yi aynı çizgide değerlendirmek kadar yanıltıcıdır.

Öte yandan İslamcılığı salt bir kurtuluş ideolojisi olarak romantize etmek de gerçeği örtmektedir. Zira bu hareket, tarihsel süreç içinde ciddi insani bedeller ödedi ve ödetti. Hama katliamında binlerce kişi hayatını kaybetti.

Mısır’da hapishane duvarlarında yazılan fikirler suikastlara dönüştü. Filistin’de işgale karşı direniş, sivil kayıplarla gölgelendi. İran’da devrimin coşkusu yerini onlarca yıllık bir otoriter yönetime bıraktı.

İslamcılığın gerçek sınavı şimdi başlamaktadır. Bölgede yaşanan mezhebi ve etnik çatışmalar, yönetim krizleri, toplumsal uzlaşı yokluğu… Bunlara çözüm üretemeyen bir İslamcılık, savaş sonrası yeniden yapılanma süreçlerinde söz sahibi olamayacaktır.

İslamcı proje sahiplerinin öncelikle bu ihtilafları çözecek ve büyük halk kitlelerini ikna edecek bir uzlaşı geliştirmeleri, artık lüks değil, zorunluluktur.

Müslüman olmak ayrı, İslamcı olmak ayrıdır. Bu farkı görmezden gelmek, hem Müslümanlara hem de meseleyi anlamaya çalışanlara büyük bir haksızlıktır. İslamcılığı salt terörle özdeşleştiren çizgi nasıl kör bir öfkenin ürünüyse, onu salt bir mazlum kurtuluş hareketi olarak yüceltmek de o denli yanıltıcı bir safiyetin yansımasıdır.

Gerçek şu ki İslamcılık, 200 yıllık bir tarihsel acının içinden fışkırmış, zaman zaman insanlığın en yüce değerlerine seslenen, zaman zaman ise o değerleri paramparça eden karmaşık bir fenomendir. Onu doğru anlamak; ne onu karalamakla ne de onu yüceltmekle mümkündür. Ancak ve ancak tarihiyle, coğrafyasıyla, iç çelişkileriyle dürüstçe yüzleşmekle mümkündür.

Ve bu yüzleşme, hem Müslümanlar hem de Müslüman olmayanlara düşen ortak bir sorumluluktur.

Kaynaklar

  • Ortadoğu’yu Kuran İdeolojiler — Bir İdeoloji Olarak İslamcılık bölümü, s. 23-83
  • Azmi Özcan, “İslamcılık”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA), Cilt XXIII, s. 60-67
  • İsmail Kara, Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi Temel Metinler, İstanbul: 2001, s. 51-80
  • Hamza Türkmen, Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi ve Özeleştiri, İstanbul: 2008, s. 43-69
  • Mehmet Ali Büyükkara, Çağdaş İslami Akımlar, Klasik Yayınları, İstanbul: 2015
  • Bedri Gencer, “Çağdaş Türkiye’de İslam Düşüncesi”, (Ed. Bayram Ali Çetinkaya), Doğu’dan Batı’ya Düşüncenin Serüveni, İnsan Yayınları, İstanbul: 2015, Cilt IX, s. 35-37
  • Ali Erken, “Türkiye’de İslami Diriliş Hareketleri”, (Ed. Bayram Ali Çetinkaya) Doğu’dan Batı’ya Düşüncenin Serüveni, İnsan Yayınları, İstanbul: 2015, Cilt IX, s. 75
  • Alpaslan Açıkgenç, “Bediüzzaman Said Nursi”, (Ed. Bayram Ali Çetinkaya), Doğu’dan Batı’ya Düşüncenin Serüveni, İnsan Yayınları, İstanbul: 2015, Cilt X, s. 13-30
  • Kemal H. Karpat, İslam’ın Siyasallaşması, İstanbul: 2013, s. 19-26 ve s. 195-196
  • Ahmet Emin Dağ, Hasan el-Benna, İlke Yayınları, İstanbul: 2004
  • el-Benna, Risaleler, İstanbul: 2013, s. 77-78
  • el-Benna, Hatıralarım, İstanbul: 1995, s. 92; s. 158-176
  • R. Hrair Dökmeciyan, Arap Dünyasında Köktencilik (Devrimci İslam), 1. Basım, İstanbul: İlke Yayınları, Mart 1992, s. 91-110
  • A. Zein Al-Abdin, “The Political Thought of Hasan Al-Banna”, Islamic Studies, Vol. 23, No. 3, Autumn, 1989, s. 220
  • Hamit İnayet, Çağdaş İslami Siyasi Düşünce, İstanbul, s. 158-176
  • Roxanne L. Euben-Muhammad Qasim Zaman, Princeton Readings in Islamic Thought: Texts From al-Banna to ben Ladin, Princeton University Press, 2009, s. 59
  • Ömer Küçükağa, “Hasan el-Benna’nın İslam’ı Toplumda Yeniden Hakim Kılma Mücadelesi”, Hasan el-Benna Sempozyumu, Mayıs 2012, Ankara
  • Barry Rubin (ed.), The Organization and Policies of a Global Islamist Movement: The Muslim Brotherhood, New York: 2010, s. 41
  • Büyükkara, a.g.e., s. 158-167; s. 163-167; s. 278-285
  • Esposito, a.g.e., s. 63-67
  • Ely Carmon, “Radical Islamist Movement in Turkey”, Revolutionaries and Reformers, Contemporary Islamic Movements in the Middle East, (ed. Barry Rubin), New York: 2003, s. 44
  • Abdullah, Suriye Dosyası, s. 118-139
  • Mustafa Sıbai’nin fikirleri için bkz.: John Esposito, John Donohue, Değişim Sürecinde İslam, İnsan Yayınları, İstanbul: 1991, s. 130
  • Adnan Saadettin, a.g.e., s. 21
  • Collelo, Syria a Country Study, s. 46; Dökmeciyan, a.g.e., s. 135
  • “Es-sira’u Suriye Mea’l İhvan”, Al-Mushahid Assiyasi, Vol. 5, Issue 161, 11-17, Nisan 1999, Londra, s. 35
  • Ürdün
  • Nur Köprülü, “Monarchical Pluralism or De-democratization: Actors and Choices in Jordan”, Insight Turkey Vol. 14, No. 1, 2012, s. 71-92
  • Kürşat Turan, “Ürdün’de Muhalif Hareketler”, Gazi Akademik Bakış, Cilt 4, sayı 8, Ankara: 2011, s. 95-111
  • Nuri Yeşilyurt, “Ortadoğu’da Rejim Güvenliği ve Küçük Devlet: Ürdün Örneği”, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Ankara: 2013, s. 91-93
  • David Commins, “Taqi al-Din al-Nabhani and the Islamic Liberation Party”, The Muslim World, Vol. LXXXI, UK: 1991, s. 194-211
  • Zümrü Sönmez, Tunus Devrimi Anlamak, İnsamer Yayınları, İstanbul: 2017, s. 29
  • İsmail Numan Telci, “Tunus: Küçük Ülkenin Büyük Değişim Misyonu”, Ortadoğu Çatışmaları (Ed. Ahmet Emin Dağ), İstanbul: 2015, s. 310
  • David McMurray and Amanda Ufheil-Somers, The Arab Revolts: Dispatches on Militant Democracy in the Middle East, Indiana University Press, Indiana: 2013, s. 33-34
  • Farhang Rajaee, Islamism and Modernism, The Changing Discourse in Iran, University of Texas, Austin: 2007, s. 20
  • Ervan Abrahamian, A History of Modern Iran, Cambridge: 2008, s. 123-155
  • Keith Garthwaite, a.g.e., s. 203-220
  • İsmail Safa Üstün, “İran”, Ankara: 2000, XXII, 402-403
  • Masoud Kamali, “Multiple Modernities and Islamism in Iran”, Social Compass, Universite Catholique de Louvain, Belgian: 2007 54: 373, s. 373-387
  • Abdullah Yeğin, İran Siyasetini Anlama Kılavuzu, SETA, Ankara: 2013, s. 44
  • Modern Ortadoğu Tarihi, (Ed. Zekeriya Kurşun) Eskişehir: 2013, s. 191
  • Başer, a.g.e., s. 327-358
  • Rodger Shanahan, The Shia of Lebanon, Clans, Parties and Clerics, London: 2005, s. 111-114
  • Joseph Elie Alagha, The Shifts in Hizbullah’s Ideology, Religious Ideology, Political Ideology and Political Program, Amsterdam University Press, Leiden: 2006, s. 19-50
  • Ira Lapidus, A History of Islamic Societies, Cambridge: 1988, s. 553-570
  • John Esposito-John Donohve, Değişim Sürecinde İslam, İstanbul: 1991, s. 24-29
  • Albert Hourani, Arap Halkları Tarihi, İstanbul: 1991, s. 362
  • Alev Erkilet Başer, Ortadoğu’da Modernleşme ve İslami Hareketler, İstanbul: 1999, s. 158-165
  • Beşir Musa Nafi, İslamcılık, İstanbul: 2012, s. 151-159
  • Rohan Gunaratna, Al Qaeda’s Ideology, Current Trends in Islamic Ideology, Vol. 1, May, Washington DC: 2005, s. 59-67
  • Azzam Tamimi, “Islam and Democracy from Tahtawi to Ghannouchi”, Theory, Culture & Society, 2007, SAGE, London, Vol. 24(2): 39-58
  • N. Sebastian, “Islamic Movements Engaging with Democracy: Front Islamique Du Salut (FIS) and the Democratic Experiment in Algeria”, India Quarterly, 2015 Indian Council of World Affairs (ICWA), 71(3), s. 255-271

İnfografik Görsel

İslamcılık: Batı’nın Gölgesinde Doğan Bir İdeolojinin Anatomisi PDF dosyası.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.