Bediüzzaman Said Nursi: Bir Tavır Beyannamesi

Bir adam düşünün. Yanında ne bankası var ne tapusu. Üzerindeki elbise kaba bir kumaş, eskimiş ama temiz yıllardır aynı. Devlet onu istiyor, makam teklif ediyor, el sıkışmak istiyor. Adam geri çekiliyor. Pek alışılageldik bir kibarlıkla değil; ısrarla, kararlılıkla, neredeyse inatla.

Okumaya devam et “Bediüzzaman Said Nursi: Bir Tavır Beyannamesi”

Feminizm: Batı’dan Ortadoğu’ya Kırılan Bir Ayna

Feminizm, eşitlik mücadelesinin adı mı, yoksa Batı’nın kendi tarihsel deneyimini evrenselleştirme girişimi mi? Bu soruyu sormak, özellikle Ortadoğu bağlamında hem kaçınılmaz hem de rahatsız edici bir hal alıyor.

Çünkü feminizm, bu coğrafyaya ulaştığında farklı bir kırılmaya uğruyor; Batı’daki siyasi ideolojiler ekseninde şekillenen hareket, İslam’ın toplumsal ve kültürel ağırlığıyla karşılaştığında kendini yeniden tanımlamak zorunda kalıyor.

Okumaya devam et “Feminizm: Batı’dan Ortadoğu’ya Kırılan Bir Ayna”

Mustafa Kemal’in On Beş Yılı

Tarihin en keskin ironilerinden biri bazen bir toplantı odasında, sessiz sedasız doğar.

Bakanlar Kurulu’nda tekkeler ve türbeler tartışılıyor. Hamdullah Suphi Tanrıöver masadakilere pratik bir soru yöneltiyor: Fatih’in, Yavuz’un türbelerini görmek isteyen gençlere, öğrencilere, yabancılara ne diyeceğiz? Bu kapıların neden kapalı olduğunu izah etmek giderek güçleşiyor.

Okumaya devam et “Mustafa Kemal’in On Beş Yılı”

İslamcılık: Batı’nın Gölgesinde Doğan Bir İdeolojinin Anatomisi

Müslüman ile İslamcı aynı şey midir? Bu soruyu sormak bile bazı çevrelerde rahatsızlık yaratır. Oysa bu ayrımı net biçimde koymadan siyasal İslam’ı anlamak; ne mümkündür ne de dürüsttür. Zira İslamcılık, İslam’ın kendisi değildir.

Okumaya devam et “İslamcılık: Batı’nın Gölgesinde Doğan Bir İdeolojinin Anatomisi”