Ben hiçbir şey bilmiyorum ki. Bu cümleyi söyleyen adama bakıyorsunuz. Gözlerinde o tanıdık ışıltı var. Biraz eğik baş, biraz utangaç gülümseme, omuzlar hafifçe çekilmiş içe doğru. Mütevazılığın bütün kostümü eksiksiz giyilmiş.
Ama o cümlenin arkasından gelen sessizliğe dikkat edin. O sessizlik bir beklenti sessizliğidir. Oda ona dönmeli, Yok canım, sen çok şey biliyorsun! demeli ve o da nazikçe itiraz etmeli. Sonra herkes mutlu.
Peki ya kimse dönmezse? İşte o zaman hakiki yüz çıkar.

Alçakgönüllülük Bir Performansa Dönünce
İnsan doğası çelişkilerle doludur ama bu çelişki özellikle tuhaf: Takdir görmek istiyoruz, ama takdir istemek ayıp sayılıyor. O yüzden takdiri, onu reddederek talep etmeyi öğrendik.
Bu ödülü hak etmedim, çok daha layık insanlar vardı diyen konuşmacı aslında şunu söylüyor: Ben buradayım, ödül bende, ve üstüne bir de alçakgönüllüyüm. Üç sıfır birden.
Bu oyunun kural kitabı çok nettir. Başarını küçümse ki başkaları büyütsün. Yeteneklerini inkâr et ki övülünce daha da parlasın. Şans eseri oldu de ki Hayır, sen çok çalıştın cevabını al.
Ama bazen sistem aksaklık yapar. Karşındaki bu oyunun dilini bilmez ya da bilmezden gelir ve Evet, şans faktörü çok önemliydi, haklısın der.
O an odadaki en garip sessizliği yaşarsın.
Linkedin’in Gözyaşları
Bu sahte alçakgönüllülüğün en yoğun yaşandığı yer, tartışmasız LinkedIn’dir.
Bugün çok mütevazı bir duyuruyu paylaşmak istiyorum..
Bu cümleyle başlayan her gönderinin sonu, o kişinin ne kadar olağanüstü olduğunun detaylı bir anlatımına çıkar. Mütevazılık burada bir giriş cümlesi, bir retorik kapı zilinden ibarettir. Kapıyı açtıktan sonra içeri giren ego, salona kurulan en büyük koltuğa kurulur.
Ya da şu klasik: Hiç beklemiyordum ama..
Beklemiyorsan neden 500 kelimelik bir ilan yazdın? Neden fotoğrafı üç farklı açıdan çekip en iyisini seçtin? Neden başlığı dört kez düzelttikten sonra yayınladın?
Beklemek de bir performanstır artık. Sürpriz de.
Uzmanın İnkarı
Bir de şu tip var: Yıllarca bir konuyu çalışmış, kitaplar yazmış, konferanslarda konuşmuş biri. Birileri ona o konuyu sorduğunda Vay be, ben de tam olarak bilmiyorum aslında diyor.
Bu cümlenin iki anlamı var.
Birincisi gerçek alçakgönüllülük: Bilginin sınırlarını kabul etmek, her sorunun cevabının kendi uzmanlık alanında bile tartışmalı olduğunu görmek. Bu nadir ama değerli bir şey.
İkincisi ise sahte tevazu: Ben bu kadar derin düşünen, bu kadar çok okuyan biriyim ki ne kadar az bildiğimi görüyorum mesajı. Bu cümle aslında bilgisizliğin değil, enginliğin ilanıdır.
Farkı anlamak zor değil. Gerçek alçakgönüllü insan, bilmediğini söyleyip konuyu kapatır. Sahte mütevazı ise bilmediğini söyleyip konuyu açar ve sonraki on beş dakikayı ne kadar çok şey bildiğini anlatarak geçirir.
Benim İçin Değil
Sahte alçakgönüllülüğün en ince formu bu.
Ben zaten başarıya ya da paraya falan bakmıyorum. Sadece işimi seviyorum. Bu cümleyi söyleyen kişi, başarısızlığa karşı bir sigorta poliçesi satın almaktadır. Eğer kaybederse zaten önemli değildi der. Eğer kazanırsa beklemiyordum der.
Her iki durumda da kaybeden bir pozisyonda yakalanmaz.
Gerçek tutkuyla yapılan işler elbette var. İnsanlar para için değil anlam için de çalışabiliyor. Ama bu cümlenin söylendiği bağlamın yüzde sekseninde bir hesap var. Görünmek istememek görüntüsünün arkasında, görünme arzusunun en ustaca versiyonu saklıdır.
Hakiki Olan Nasıl Görünür
Gerçek alçakgönüllülük sessizdir. Kendini ilan etmez, çünkü ilan etmeye ihtiyacı yoktur.
Gerçekten mütevazı insan, takdir beklemeden bir şeyi yapar ve bırakır. Ben hiçbir şey bilmiyorum demez, sadece bilmediği şeylerde susar. Başarısını küçümsemez, ama onunla tanımlanmayı da beklemez.
Ve en önemlisi: kimse o ne kadar alçakgönüllü biri demeden önce, o çoktan odadan çıkmıştır.
Çünkü gerçek tevazu, izleyici istemez. Sahte tevazu ise alkışsız yaşayamaz. Aradaki fark, o sessizlikte saklıdır. Biri onu doldurur, diğeri ona katlanır.
Bir dahaki sefere ben hiçbir şey bilmiyorum ki diyen birine rastladığında, gözlerini gözlerinden ayırma. Birkaç saniye bekle.
O sessizlikte kim olduğunu göreceksin.