Selamlar,
Hadi gelin, bugün biraz vitrin muhabbeti yapalım. Sabah gözümüzü açar açmaz ilk işimiz, baş ucumuzdaki o küçük cam parçasını uyandırmak oluyor.
Sevgilimizin, eşimizin ya da çocuğumuzun yüzüne bakmadan önce; hiç tanımadığımız binlerce insanın nerede uyandığına, ne yediğine, hangi filtreyle sahte bir mutluluk pazarladığına bakıyoruz. Kabul edelim; hepimiz birer içerik üreticisi değil, kendi hayatımızın teşhircisi haline geldik.

Kahven Soğudu, Farkında mısın?
Geçen gün bir kafede yan masayı izliyorum. Önlerine şahane bir kahve geldi. Dumanı üzerinde, kokusu iştah açıyor. Ama ne oldu dersin? O kahve yudumlanmadı. Önce telefonlar çıktı, açılar ayarlandı, yan masadan bir dergi ödünç alındı, ışık hüzmesi yakalandı ve şak! O an donduruldu.
Peki, o kahvenin tadı ne oldu? Ben söyleyeyim: Takipçiler o fotoğrafa beğeni atarken, masadaki arkadaş o soğumuş, acımış sıvıyı yudumluyordu.
İşte bizim modern dramımız tam olarak bu: Onaylanma açlığı, lezzet alma duyumuzu felç etti. Tadını çıkaramadığımız bir hayatı, başkaları beğensin diye paketleyip piyasaya sürüyoruz.
Filtreli Ruhlar, Pürüzsüz Yalanlar
Sosyal medya ana sayfanıza bir bakın; herkes aşırı mutlu, herkes çok stratejik, herkesin manzarası kartpostal gibi. Kimse sabahki o şiş gözlerini, ödeyemediği kredi kartı borcunu ya da içindeki o devasa boşluğu paylaşmıyor.
Filtreler sadece yüzümüzdeki sivilceleri gizlemiyor; hayal kırıklıklarımızı, yalnızlığımızı ve sıradanlığımızı da örtbas ediyor. Başkasının en iyi vitrini ile kendi en dağınık depomuzu kıyaslayıp sonra da Ben neden böyleyim? diye hayıflanıyoruz.
Oysa o vitrinin arkasında da en az bizimki kadar tozlu bir depo var, biliyoruz ama görmezden gelmeyi tercih ediyoruz.
Benim derdim bu sahteliğe bir ayna tutmak. Herkesin alkış beklediği, herkesin birer influencer edasıyla parmak salladığı bu koca sahnede; biz en arka koltuğa kurulup bu ucuz tiyatroya gülüyoruz.
Çünkü biliyorum ki; vitrinini ne kadar süslersen süsle, akşam o ekran karardığında ve sahte ışıklar söndüğünde yine kendinle baş başa kalıyorsun.
O an hissettiğin huzur, aldığın binlerce beğeniden daha değerliyse işte o zaman yaşıyorsun demektir. Diğer her şey sadece birer piksel yığınından ibaret.
Soru şu: Gerçekten yaşıyor musun, yoksa sadece paylaşıyor musun? Karar senin, ama kahven soğuyor, benden söylemesi.